İçeriğe atla

Ahilik

13.yy’dan beri Türk milletinde toplumsal dayanışma, ekonomik kalkınma ve siyasi istikrarın temel taşlarından biri olarak kabul edilen ahilik teşkilatının kökeni, İslam coğrafyasında ortaya çıkan fütüvvet teşkilatına dayanır. Bu yönüyle sadece iş hayatının belli standartlar ve ahlaki esaslar çerçevesinde olmasını sağlayan bir meslek teşkilatı olmayıp, mistik ve tasavvufi bir kökü vardır. Günümüz esnaf teşkilatlarının öncülü olan bu teşkilat, dini, sosyal, kültürel, iktisadi ve siyasi boyutları olan bir organizasyon olup, Anadolu’nun Türkleşmesi ve Müslümanlaşmasında ve Anadolu’nun bize yurt olmasında büyük rol oynamıştır. Ahilik teşkilatı, Türkmenlerin aşiret hayatından yerleşik hayata geçmelerini, İslam’a uygun yaşamalarını ve şehir yaşamına uyum sağlamalarını kolaylaştırmıştır. Türklerin üretken ve eğitimli bireyler olmalarını ve meslek edinmelerini sağlayarak tarımsal, ekonomik, sosyal güvenlik ve eğitim sistemlerinin oluşmasına katkı sağlamışlardır.

Ahiler, savaş ve devletin yetersiz kaldığı zamanlarda ise asker olarak hizmet etmişlerdir. 1240 Babai İsyanı ve 1243 Kösedağ bozgunu sonrasında Anadolu’nun kasaba ve köylerinde merkezi otorite kaybolmuştur. Devletin dağıldığı bu kaos ortamında oluşan boşluğu bir sivil/sosyal/iktisadi toplum kuruluşu gibi çalışan Ahiler doldurmuştur. Ahiler Selçuklunun dağılmasıyla ortaya çıkan Türk beyliklerinde etki sahibi olmuşlardır. Çoğunluğu Moğol istilasından kaçarak Anadolu’ya yerleşen ve daha önce Harezm, Horasan, Rey ve Buhara gibi şehirlerde esnaf ve zanaatkarlıkla uğraşan Ahiler, kurdukları zaviyeler aracılığıyla fikirlerini yaymışlardır.

Ahi Evran

Anadolu’da Ahi Evran’dan önce de Ahi ismiyle anılan zanaatkarlar bulunmasına rağmen, Ahi Evran, Ahilikle bağlantılı en çok tanınan şahsiyet olup, Moğol istilasından kaçarak Anadolu’ya gelmiş ve burada Ahilik teşkilatının kurulup yapılandırılmasında büyük rol oynamıştır. Azerbaycan’ın Hoy kasabasından ünlü bir Türkmen babası olan Ahi Evran’ın asil ismi Şeyh Nasirüddin Mahmud el-Hoyî olup daha sonraları Ahilikle özdeşleşmiş ve Ahi Evran adıyla anılmıştır. İlk olarak 1205 yılında Kayseri’ye yerleşip o bölgede dericilik yapmış ve orada Ahilik teşkilatının temellerini atmıştır. 1227’de ulu hakan Aladdin Keykubad’ın ricasıyla Konya’ya yerleşmiştir. Ahilerin en büyük destekçilerinden olan sultanın ölümü sonrası tahta geçen II. Gıyasettin Keyhüsrev, vezir Saadettin Köpek’le beraber Türkmen güç odakları üzerinde baskı kurmak istemiş ve bu sebeple Ahi Evran ve çevresini tutuklatmıştır. Babai İsyanına Ahilerin de katıldığı ve hatta isyanın bastırılmasından sonra birçok ahinin yakalanarak cezalandırıldığı, bazı ahilerin de uç bölgelerine kaçtıkları birtakım kaynaklarda geçmektedir. Bu olay da Ahiler/Türkmenler ve devlet arasındaki sürtüşmeyi açıkça göstermektedir.

Sultanın ölümü sonrası Konya’dan ayrılıp en sonunda Kırşehir’e yerleşen Ahi Evran ölene kadar burada yasamış ve Ahiyân-ı Rum adli teşkilatın temellerini atmıştır. Bu teşkilat Kayseri’deki teşkilatın daha sistemli bir halidir. Kırşehir Ahiyân-ı Rum merkezi olmuş ve kurucu piri olarak Ahi Evran kabul edilmiştir. Bu dönemde Kırşehir Sulucakarahöyük’te yaşayan Hacı Bektaş-ı Veli ile yakın bir dostluk kurmuştur. Alevi-Bektaşi geleneğinde, Ahi Evran’ın hanımı Fatma Bacı Hacı Bektaş-ı Veli’nin tek müridi olarak kabul edilmesi bu yakınlığı açık şekilde göstermektedir. Bazı kaynaklara göre, Fatma Bacı önderliğinde Bacıyan-ı Rum olarak adlandırılan bir kadın teşkilatı kurulmuş, bu teşkilat kadınlara dini ve mesleki eğitim vererek sosyal hayata aktif katılımlarını sağlamıştır [1]. Ahi Evran tarafından Kayseri, Konya ve Kırşehir’de temeli atılan teşkilat hızlıca başta Osmanlı Beyliği toprakları olmak üzere Anadolu’nun her köşesine yayılmıştır.

Osmanlı Devletinde Ahi Teşkilatı

Ahiler Osmanlı devletinin kuruluş döneminde önemli katkılarda bulunmuştur. Bir uç beyliği olan Osmanlı, Ahilerin yoğun olarak bulunduğu topraklar olmuştur. Köylerde ve uç bölgelerinde teşkilatlanan Ahiler hem mevcut yerleşimleri geliştirmiş hem de yeni köylerin kurulması ve iskan edilmesine yardım ederek uç bölgelerinin hızlıca Türkleşmesi ve İslamlaşmasını sağlamışlardır. Devletin kurulusunda önemli bir yere sahip Şeyh Edebali Ahilerle çok yakın ilişkilere sahiptir. Kuruluş döneminde devlet tarafından verilen vakıf arazileriyle direkt olarak desteklenmişlerdir. Osmanlı’nın daha sonraki dönemlerinde devletin güçlenmesiyle etkileri azalmasına rağmen esnaf teşkilatı olarak var olmaya devam etmişlerdir. Anadolu ve Rumeli’de zaviyeler inşa etmişler, büyük şehirlerde mahalleler, çeşmeler, hanlar, camiler ve mescitler kurarak toplumun huzuru ve birliği için çalışmışlardır. Bu imar faaliyetleriyle sosyal hayatı canlı tutarak dayanışmayı sağlamışlardır. Ahiler ayni zamanda Bektaşilik, Melamilik ve Halvetilik gibi birçok tarikatta bulunmuşlardır [2].

Kaynakça

[1] Mikail Bayram, Anadolu Selçukluları Devrinde Anadolu Bacıları (Bacıyan-ı Rum) Örgütünün Kurucusu Fatma Bacı Kimdir

[2] Haşim Şahin, Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Döneminde Dinî Zümreler