Karacaoğlan
Karacaoğlan, şiirleri Türkistan’dan Balkanlara geniş coğrafyaları ve yüzyılları aşmış ve kendinden sonra gelen ozanları önemli bir şekilde etkilemiş büyük bir âşık ve halk ozanıdır. Bu yönüyle Türk halk edebiyatında bir mihenk taşı ve aşıklık geleneğinin en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilir. Günümüzde Türk halk müziği repertuarından dinlediğimiz birçok türkü, bestelenmiş Karacaoğlan şiirleridir.
Türk halk edebiyatında Karacaoğlan isimli farklı yüzyıllarda yaşamış birden fazla ozan vardır. Ancak bizim şiirleriyle aşina olduğumuz, türkülerini çalıp söylediğimiz gerçek Karacaoğlan 17. yüzyılda Çukurova bölgesinde yaşamıştır. Şiirlerinde kullandığı dilin 17. yüzyılda konuşulan dile özgü olması, ozanın bu yüzyılda yaşadığı görüşünü destekler.
Bir Yörük olarak konar göçer bir yaşam sürmesi ve sözlü geleneğin bir sonucu olarak yazılı kaynak olarak hakkında pek bir bilgi bulunmamaktadır. Dolayısıyla doğum tarihi, ölüm tarihi ve mezarının nerede olduğu belirsizdir [1].
Edebi Kişiliği
Karacaoğlan Arapça ve Farsçadan etkilenmemiş çok duru bir Türkçeyle edebi yönü kuvvetli şiirler yazmıştır. Hayatı boyunca değişik coğrafyalarda gezmiş bir gezgin âşık olduğu için Anadolu’nun birçok yerinde “Karacaoğlan bizim yöremizin ozanıdır” diyerek bağra basılır. Yunus Emre gibi birçok yerde mezarı olması Anadolu Türklüğü nazarında gördüğü sevgiyi gösterir.
Şiirleri, Türkçenin oldukça akıcı, sade ve anlaşılır bir şekildeyken bile özlü ve derin olabileceğinin örnekleridir.
Karacaoğlan; destan, koşma, semai, türkü ve varsağı türünde şiirler yazmıştır. 8’li (4+4) ve 11’li (6+5) hece ölçüsü kullanmıştır. Halk şiiri geleneklerine paralel olarak yarım uyak ve redif kullanarak ahenkli şiirler yazmıştır. Şiirlerindeki ana temalar aşk, ayrılık ve gurbettir. 500’den fazla eseri olduğu bilinmektedir.
Çukurova Yörük Türkmen kültürünün etkisi, hem şiirlerinde kullandığı dilde hem de şiirlerinin içeriğinde açık bir şekilde görülür. Onun şiirlerinin kaynağı, doğup büyüdüğü göçebe toplumun gelenekleri ve yurt edindiği topraklar olmuştur. Çukurova’da “Karacaoğlan çığırmak”, türkü çığırmak, bozlak söylemek, uzun hava söylemek demektir. Güneydoğu Anadolu, Çukurova, Toroslar ve Gavur Dağlarında yaşayan Türkmen aşiretlerinin yaşam tarzı, duygu ve düşünce dünyası onun kişiliğiyle harmanlanarak âşık edebiyatında bir ekol oluşturmuştur. Dağlar, yaylalar, çiçekler ve nehirler gibi doğa unsurlarını şiirlerine ustalıkla dahil etmiştir. Bunda göçebe Yörük kültürünün doğayla iç içe ve barışık yaşamasının payı vardır.
Karacaoğlan Felsefesi
Dünyevi hayattan neredeyse tamamen soyutlanmış tasavvuf edebiyatının aksine, Karacaoğlan madde ile manayı dengelemiştir. Şiirlerinde sıklıkla dünya nimetlerine, doğanın güzelliğine ve insanın kendisine odaklanmış ama ölümü, faniliği ve ebedi hayatı unutmamıştır [3].
Karacaoğlan ekolü “madde ve mana ahengi”ne en güzel örnek onun “Ömrüm Uzun Eyle Ey Bari Hüda” adlı şiiridir:
Ömrüm uzun eyle ey Bari Hüda
Hamd-ü sena şükür etmek isterim
Çalışıp kazanıp nefis taamlar
Dişlerim var iken yemek isterimAçıldı da ağzın söyler zebanlar
Sana muhtaç bunca şahlar gedalar
Al yeşil hırkalar türlü libaslar
Böylece münasip geymek isterimBir küheylan at ver istemem eşek
Üstü kaplan postu tek olsun öşek
Kuş tüyünden yastık yumuşak döşek
Keçeler içinde yatmak isterimBir güzel isterim ahu bakışlı
Gerdanı bir karış benli nakışlı
İnci dişli olsun hem kara kaşlı
Boynuna sarılıp yatmak isterimKalk gönül gezelim helva alayına
Ol helvalar da dişe kolayına
Her akşama da pirinç pilavına
Kahvaltıda ballı kaymak isterimBamyayı severim dolma hoş olur
Ballı börek pişer içi boş olur
Hele zerdali yanında hoş olur
Yedikçe tadına doymak isterimNerede kaldı şekerli kurabiye
Ne demeli fırın eti kebaba
Bazılar da su mu katar şaraba
Neme lazım adın demek isterimKocadım ihtiyar oldum kardaşlar
Halime rahmedin bakın yoldaşlar
Döküldü ağzımda kalmadı dişler
Yağlıca höşmerim koymak isterimYedirdin içirdin hepsi de yalan
Ahır ömrümüzü ederler talan
Bu sözüm dinleyip nasihat alan
İşitip tutanı duymak isterimAzrail göğsüme çöktüğü zaman
Öyle bilin halim perişan yaman
Bülbülüm kafesten uçtuğu zaman
Cesedimi kabre koymak isterimKarac’oğlan der ki böyle kalaydım
Zahir batın muradıma ereydim
Ol gün dahi cemalini göreydim
Hakk’ın didarını görmek isterim
Bu şiirinde Karacaoğlan ölümden kaçmak isteyerek varoluşçu bir felsefe ortaya koymaktadır. Karacaoğlan şiirlerinde aşk kavramı tasavvuftaki gibi soyut, ideal, mistik ve ilahi değil mevcut, ete kemiğe bürünmüş ve somuttur. Yine ona özgün bir şekilde, şiirlerinde farklı ögelerle güzelin bedenini tarif ederek kadın bedenini bir tabu olmaktan çıkarmıştır. Nomadik olmasının etkisiyle güzeli ve aşkı doğayla bütünleyerek dünyevi şekilde ele alır. Örneğin, güzelliği tarif ederken doğadaki hayvan ve diğer nesneleri benzetme olarak kullanır. Sevgili bazen yaylalarda gezen bir ceylan, dağlarda bir keklik ve ovalarda bir karanfildir [2].
Karacaoğlan, güzellerini doğadan, yaşadığı çevreden, sosyal ilişkilerinden ayrı düşürmez. Bunun yanında şiirlerindeki güzellerin saçı, yüzü, kaşı, kirpiği, gözü, ağzı, burnu, dişi, alnı, bağrı, göğsü, kolu, bileği, eli, ayağı, topuğu, boyu posuyla ilgili ayrıntılı, güçlü benzetmeler ve tasvirler yapar [2].
Şiirlerinden Karacaoğlan’ın diyar diyar gezerken gittiği her yerde bir güzele bağlanmıştır. Onun için sevgi bu fani hayatı anlamlı kılar, aşk kalıcı ve sevgililer geçicidir. O yüzden güzellerin ismi ve fiziksel tasvirleri sürekli değişir. Örneğin, sevgilinin gözleri bazen ela, bazen de kömür rengidir.
İlk kez onun şiirinde sevgililerin adları söylenir: Elif, Ayşe, Zeynep, Hürü, Döndü, Döne, Esma, Emine, Hatice… gibi. Karacaoğlan bunların kimine bir pınar başında su doldururken, kimine helkeleri omuzunda suya giderken, kimine de yayık yayıp halı dokurken görüp vurulmuştur [4].
Kaynakça
[1] Karacaoğlan’ın Hayatı ve TRT Repertuvarında Olan Türkülerin İncelemesi, Adem Sevinç
[2] Karacaoğlan Şiirinin Felsefi Temelleri, Sadık Erol Er
[3] Şiirlerinde Herkesin Kendini Bulduğu Âşık: Çukurovalı Karacaoğlan, Mehmet Aça
[4] Karacaoğlan ve Şeyhülislâm Yahya’nın Şiirlerindeki Âşık, Sevgili ve Rakip Tiplerinin Karşılaştırılması, Zeynep Betül Yüc